SON DAKİKA

Son PiyasaFirma ilanları
Son Piyasa Reklam
Adnan Aydeniz
E-Posta : adnanaydeniz76@hotmail.com

Ebedi sanmalar ve yanılmalar |Adnan Aydeniz

Dünya ömründe belki de ilk defa bu kadar “tenha…” Bir de kandil sükûneti eklenince iyice dinler olduk kalbimizi.

Ebedi sanmalar ve yanılmalar |Adnan Aydeniz
Bu haber 13 Nisan 2020 - 22:31 'de eklendi.

 

Günlerdir evlerimizde hapis hayatı yaşıyoruz. Ne kadar ihtiyacımız varmış meğer, kendimizi dinlemeye! Çok yorulduk çok! Kafamız ambale oldu ve  kalbimiz katılaştı.

Ah, şu dünyayı ebedi sanmalar ve yanılmalar…

Eskiye dönemeyiz de…

Geldiğimiz yerde…

Fakirimiz perişan,

Zenginimiz şaşkın…

Bu kadar huzursuzluğa ancak büyük gayretlerle gelinirdi; geldik. Böyle günlere gelebileceğimizi düşünmüş müydük?

Sokak yasağı sonrası kısmet olur da sokaklara tekrar özgürce çıkarsak o eski afralı tafralı, naralı hallere dönmeyiz artık değil mi?

Yoksa başka koronalar gelir kapıya!

Artık, insan olduğumuzu daha çok hatırlayacağız gibime geliyor…

Uçaklar teneke, arabalarımız oyuncakmış! Yollar bir yere gitmiyormuş!

Öyle veya böyle kendimizi tanımak için bir fırsat doğdu. Gururumuzun öldüğünü, şöhretlerin söndüğünü, gücümüzün güçsüzlükte olduğunu, tüketim çılgınlığının solduğunu gördük mü?

Savaşlar birdenbire bitti.

Birdenbire bitti bütün acele işlerimiz.

Rüya gibi şehirler masalmış meğer!

Meğer temelsizmiş düşlerimiz!

Nasıl çöktü dünya!

Silahlar, bombalar nasıl sustu!

Vitrinler çatır çatır döküldü.

Görünürde bir şey yok!

Firavun kuleler kartonmuş meğer!

Havalar balondan beter söndü.

Sustu zalimlerin naraları.

Talan dumana gidiyordu dünya.

Birdenbire rüya bitti.

Krallar çıplakmış meğer!

Suya sabuna dokunmadığımız ortaya çıktı.

Okullar cahil…

Hastaneler hasta…

Fabrikalar “gürültü” üretiyormuş.

Bugünlere hiçbir şey saklanmamış.

Ellerimizde telefon oyuncakları…

Aynı ağızlardan fısıldanan haberler…

Dünya evine çekildi.

Yolları kiraya verelim bari!

Spor sahalarını kime satalım!

Köyler sessiz ağlıyordu.

Şehirler tıka basa bomboştu aslında.

Herkes herkesten yol istiyordu.

Suratlar kaç karış, her yer yarış yarıştı.

Hakem düdük çaldı.

Kıran kırana oyun olmazdı.

Araya Korona girdi.

Aygın baygın yatıyor dünya.

Oyuncular ağır yaralı…

Hakem sakin sakin sayıyor:

Tamam mı, kalkıyor musunuz, son durum nedir?!

Oyuncuların gözleri birbirinde…

Utangaç, mahzun, belirsiz bakışlar…

Bir… ki… üç… dört…. beş… altı… yedi…

Şey!.. Hanginiz kim, kime  en son ne dedi?

Söyleyeyim de içimde ukde kalmasın: Dünya silaha dünyalar kadar  “yatırım” yapacağına…

İnsanı nasıl daha saadetli ederim diye uğraşmalıymış değil mi?

Bunları yıllardır dile getirdik.

Lakin gülüp geçtiler; duymadılar hatta… Korona kadar hatırımız yokmuş demek ki! Aşk olsun! Olsun; dünya dersini almış da ediyor ezber. En azından ezbere yaşamanın yaşamak olmadığını an-la-ya-cak…

Hani gücü gücü yeteneydi? Kavga eden, laf söz getiren çocukları cezalandıran büyükler gibi herkesi tokatladı Korona. Yeter bu savaş oyunları dedi. O silahları hangi çöllere gömecekseniz, gömün, dedi.

Bu ciddî bir muhtıra…

Aslında darbe, ihtilal… Çöküşün ya da dirilişin eşiğindeyiz. Ellerimiz, dilimiz, kalbimiz kirlenmişti. Gücümüzün Korona’ya yetmediğini gördük. Bütün havamız söndü. Şimdi rota şefkatin adresine dönüyor gibi.

Zaten ölümlü dünyada, birbirimize bu kadar yüklenmenin mânâsız olduğu gün gibi ortaya çıktı. Şimdi dağ başında bir çadırcık, bu arsız binalardan ne kadar gönüllü; değil mi?

Betonla, asfaltla değil; toprakla oynamanın keyfini yakalarız belki bundan böyle! Boş araziler; şehirde vakit öldürenleri bekliyor. Anlayalım artık; oyun bitti.

Kıyamete kadar unutamayacağımız bir dersle karşı karşıyayız. Hep bu konuşulacak gayrı. Herkes herkesten kaçıyor. Zaten öyleydik de… iş iyice netleşti. Madem birbirinize uzaksınız, muhabbetlerinizin çoğu göstermelik; bu hale şaşırmayın dedi açık/gizli bir ses. Yaşadığımızın farkına varmak için Corona’nn gelmesi mi gerekiyormuş; geldi. Bu bizim davetimiz… K

âinatta tesadüf yok ya… Bak; israf birdenbire dip yaptı. Zarurî ihtiyaçlar tavan… Alıp verdiğin nefes, birbirinden mukaddes, diyen Ziya Osman’ı selâmlayalım o zaman.

Neydi o dünyayı yakıp yıkmalar! İnsanın kardeşi insana yaptığı neydi! Al; dünya senin olsa ne olacak! Gez gezebiliyorsan!

Rahmetli annem yaramazlıklarım biriktiğinde bir punduna getirip tutar ve sıkıştırırdı:

Tövbe mi, ha?

Yapacak mısın bir daha?

Çorbayı beğenmeyen sen misin?

El âlem kuru ekmek bulamazken…

Tövbe mi, ha?

Canımı sıkacak mısın bir daha?

Ağlayıp durma karşımda;

Yemeğe oturmadan…

Ellerini iyice yıka!

Nihat Genç, ben ve arkadaşlarım | Levent Yetkin

 

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yazara veya sonpiyasa.com'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
malatya escort bayanescort bayanporno indirporno izlekızılay escortpozcu escortporno izlekonya escort bayanseks hikayeleriadana escort bayan
1 ADET YORUM YAPILDI
Metin bahçe13/04/2020 / 23:38

Ağzınıza sağlık Adnan bey çok doğru yazmışsınız
Keşke bunlar başımıza gelmeden yazdıklarınızı uygulasaydık

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ YAZILAR
UA-87558301-1